HAGB KARARLARINA KARŞI KANUN YARARINA BOZMA MÜMKÜN MÜDÜR?

HAGB KARARLARINA KARŞI KANUN YARARINA BOZMA MÜMKÜN MÜDÜR?

         5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre sanık hakkında tesis edilen nihai karar hüküm olarak adlandırılmaktadır. Hüküm, sanık lehine ya da aleyhine hukuk dünyasında sonuç doğurmaktadır. Sanığa işlediği ya da işlediği iddia edilen fiilden ötürü isnat edilen suçlamalar hakkında verilen nihai kararın birden fazla sonucu bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu 231. Maddede düzenlenen “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı” da bu sonuçlardan biridir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı (HAGB) CMK 231/5’ de tanımlanmıştır: Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

Kısacası HAGB; Sanığa verilen ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise, gerekli olan koşulların varlığı halinde verilerek hükmün açıklanmasının 5 yıl süreyle geriye bırakılmasıdır.  Peki mahkeme tarafından 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi halinde HAGB kararı verilebilmesi için gerekli şartlar nelerdir?

• Sanık daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olmalı,

• Mahkemece, sanığın yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılmalı,

• Mağdurun ve kamunun uğradığı zarar tamamen giderilmiş olmalı,

• Sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kabul etmiş olmalı.

         Yukarıda sayılan şartların varlığı halinde mahkeme tarafından Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararına hükmedilebilir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için, öncelikle uygulanması mümkün olan ve bütün unsurlarıyla tam olan bir hükmün kurulması gereklidir. Yani burada ilki mahkûmiyet; ikincisiyse söz konusu mahkûmiyet kararının açıklanmasının geri bırakılması şeklinde iki karar verilmektedir[1].Hüküm belirlenmeksizin doğrudan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi bozma sebebidir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından, kurulan hükmün gizli tutulması anlaşılmamalıdır. Yani bir anlamda mahkûmiyet hükmünün askıya alınması söz konusudur. Bu nedenle şayet mahkûmiyet hükmü verildiğinde kesin olan hükümlerdense infaz askıya alınacak, verildiğinde kesin olmayan bir hükümse de bu hüküm hakkında olağan kanun yoluna gidilemeyecek ve hükmün kesinleşme süreci başlamayacaktır[2].Hüküm adli sicile kaydedilmeyeceğinden tekerrüre de esas alınmaz.

HAGB Kararlarına karşı başvurulabilecek itiraz yolları nelerdir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bir hüküm olmadığından,41 bu kararla ilgili olarak istinaf ya da temyiz kanun yollarına değil, itiraza başvurmak mümkündür. (CMK m. 231/12)[3]. Yargıtay, itiraz halinde, incelemeyi yapan merciinin incelemesini CMK’nın 231. maddesinin suça ve sanığa ilişkin objektif koşulların belirlenmesiyle sınırlı tutulması gerektiği görüşündedir[4]. Nitekim duruşma yapmayan ve delillerle doğrudan temas etme olanağına sahip bulunmayan merciin, delil değerlendirmesi yapmak suretiyle yeni bir hüküm tesisi, itiraz kurumunun yapısına aykırıdır[5].

HAGB Kararlarına Karşı “Kanun Yararına Bozma” mümkün müdür?

Kanun yararına bozma, Ceza Muhakemesi Kanunu madde 309 vd. düzenlenmiş olup olağanüstü kanun yoludur. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 309 uyarınca Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine verir.

Yargıtay’ın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

Ceza Genel Kurulu         2015/392 E.  ,  2018/389 K.

“İçtihat Metni”

Kararı veren

Yargıtay Dairesi        : 2. Ceza Dairesi

Mahkemesi    :Asliye Ceza

Sayısı  : 1062-375

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan sanık …’in TCK’nın 165/1, 62 ve 53. maddeleri gereğince 5 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile 5 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına ilişkin Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.06.2010 tarihli ve 1062-375 sayılı hüküm itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. 

Bu karara yönelik Adalet Bakanlığının 16.06.2014 tarihli ve 41298 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.06.2014 tarihli ve 236340 sayılı ihbarnamede;

“Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 165/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 500 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.06.2010 tarihli ve 2009/1062 esas, 2010/375 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Sanık … hakkında suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2009 tarihli ve 2009/4349 sayılı iddianamesi ile Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1030 esasına kayden açılan kamu davasını müteakip, aynı sanık ve aynı fiil nedeniyle Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 07.12.2009 tarihli ve 2009/4406 sayılı iddianamesi ile Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1062 esasına kayden açılan ikinci kamu davasının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/7. maddesinde yer alan ‘Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir’ hükmü gereğince reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği” gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 24.09.2014 tarih ve 28104-21928 sayı ile; 

“…26.11.2009 tarihli eylem nedeniyle Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sürerken, 07.12.2009 tarihli iddianame ile açılan mükerrer davanın 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin 7. fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 03.06.2010 gün ve 2009/1062, 2010/375 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 4. fıkranın (d) bendinin verdiği yetkiyle; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2009 gün ve 2009/4406 sayılı iddianamesi ile aynı fiil nedeniyle sonradan açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/7.maddesi uyarınca reddine, mahkûmiyet hükmünün ve açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 31.10.2014 tarih ve 236340 sayı ile;

“İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;

Açıklanması geri bırakılmış bulunan mahkûmiyet hükmünün bünyesine dâhil olan hukuka aykırılığın kanun yararına bozma yasa yoluna konu olup olamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliğine bakıldığında;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesiyle çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile büyükler için kabul edilmiştir.

Mahkûmiyet hükmünde tayin olunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesi, sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek, sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak ve denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır. Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması hâlinde hakkında tesis olunan hüküm kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü açıklanacak, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ise, kısmen infaza karar verilebileceği gibi koşulları bulunmakta ise hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi suretiyle yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.04.2009 gün ve 64-83, 06.04.2010 gün ve 76-77 ile 01.06.2010 gün ve 102-135 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulacak yasa yolu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 12. fıkrası gereğince ‘itiraz’ yasa yoludur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu hâlde 1412 sayılı Kanunun 305 ve 5271 sayılı Kanunun 223. maddeleri uyarınca temyiz edebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme imkânı bulunmamaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kanun yararına bozma yasa yoluyla da denetlenmesi mümkündür. Ancak, kanun yararına bozma yasa yolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı Kanunun 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlar denetlenecektir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise, hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek, temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde ise koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenebilecektir. Hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasa yolu denetimine konu olması mümkün değildir. Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği durumda, hükmün içeriğine dâhil bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile denetlenmesi imkânı bulunmamaktadır.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.05.2012 tarih ve 498-211 karar sayılı; ‘….Görüldüğü gibi, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasa yolu denetimine konu edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dâhil bulunan hukuka aykırılıkların, yasa yararına bozma yasa yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edilen mahkûmiyet hükmünün olağan yasa yolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz hukuken varlık kazanmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü bir yasa yolu olan yasa yararına bozma yasa yoluyla denetlenebileceğini kabul etmek, yasa yollarında hâkim olan temel ilkelere açıkça aykırılık oluşturacağı gibi, temyiz ve yasa yararına bozma yasa yolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir yasa yolu olan yasa yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir.

Diğer taraftan henüz hukuki varlık kazanmayan bir hükmü, ancak kesinleşmiş hükümlere karşı son yasal çare olarak başvurulabilecek bir yasa yolu denetimine tabi kılmak 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasının; ‘…Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder’

11. fıkrasının; ‘Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir’,

8. fıkrasının; ‘Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur’,

Şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin doğrudan olağanüstü yasa yoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasa yollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Ayrıca, bir kararın biri olağanüstü diğeri olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz merciince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasa yollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir’ şeklindeki ilamında da, mahkûmiyet hükmü kurulup, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı olayda, aynı sanık hakkında aynı fiil nedeniyle ikinci kez açılan kamu davasının önceden verilmiş bir hüküm bulunduğundan bahisle reddi gerektiğine dair kanun yararına bozma isteminde, bozma nedeninin, henüz açıklanmamış bulunan mahkûmiyet hükmünün bünyesine dâhil olan bir hukuka aykırılık olması nedeniyle kanun yararına bozma yasa yoluna konu olamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Gene, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16.12.2013 gün ve 28612-25212 sayılı, 7. Ceza Dairesinin 19.02.2014 gün ve 23587-2476 sayılı, 11. Ceza Dairesinin 22.01.2014 gün ve 26649-1213 sayılı ve 15. Ceza Dairesinin 17.02.2014 gün ve 89-2722 sayılı ilamlarında da, henüz açıklanıp, varlık kazanmamış bulunan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yoluna konu olamayacağı kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar karşısında, somut olaya bakıldığında, hükümlü … hakkında tesis olunan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden, 5237 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 223/7. maddesi uyarınca aynı fiil nedeniyle aynı sanık hakkında ikinci kez açılan kamu davasının reddi gerektiğine ilişkin hukuka aykırılık iddiasının, henüz varlık kazanmamış olan mahkumiyet hükmüne yönelik olması nedeniyle kanun yararına bozma yasa yoluna konu olması mümkün değildir.

Bu nedenle Özel Dairece, henüz açıklanmamış bulunan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olan kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde istemin kabulüne ve sanık hakkındaki kamu davasının reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 10.12.2014 tarih ve 33250-29609 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava sonucu davanın reddi kararı yerine kurulan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kanun yararına bozma konusu yapılıp yapılamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından; 

Sanığın, mağdur Hacer Aldağ’ın 26.11.2009 tarihinde çalınan motosikletini kimlik bilgilerini ve açık adresini bilmediği bir şahıstan hırsızlık malı olduğunu bilerek satın alması nedeniyle hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.12.2009 tarihli ve 7859-4349 sayılı iddianame ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesince 27.07.2010 tarih ve 1030-445 sayı ile sanığın beraatine karar verildiği, 

Aynı olay nedeniyle sanık hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.12.2009 tarihli ve 7970-4406 sayılı iddianame ile ikinci kez kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesince 03.06.2010 tarih ve 1062-375 sayı ile TCK’nın 165/1, 62 ve 53/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün CMK’nın 231/5. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve bu kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, 

Sanığın beraatine ilişkin Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.07.2010 tarihli ve 1030-445 sayılı karar, suça konu eşyanın sahibi olan mağdur Hacer Aldağ’a tebliğ edilmemiş ise de, aynı olay nedeniyle ikinci kez açılan kamu davasında mağdur Hacer’in duruşmadan haberdar edilerek yargılamaya katılımının sağlanması ve mağdurun bu yargılama sırasında sanıktan davacı ve şikayetçi olmadığını beyan etmesi nedeniyle mağdurun, sanık hakkında verilen beraat kararını temyiz etme hakkının olmadığı, bu bağlamda sanığın beraatine ilişkin kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiğinde kuşku bulunmadığı,

Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesince 03.06.2010 tarih ve 1062-375 sayı ile verilen karara karşı Adalet Bakanlığınca davanın reddine karar verilmesi gerekirken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden bahisle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu,

Anlaşılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez” cümlesi eklenmiştir.

5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1) Suça ilişkin olarak;

a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2) Sanığa ilişkin olarak;

a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,

b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,

c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

e- Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. 

Bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. 

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. 

CMK’nın 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, İstanbul, 2016, s. 779-780) 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu tespitinden sonra kurumun tabi olduğu olağanüstü kanun yolunun belirlenmesi açısından kanun yararına bozma konusuna ilişkin açıklamalara da değinmek gerekmektedir.

Kanun yararına bozma kanun yolu temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır.

Kanun yararına bozma yoluna kimlerin, ne şekilde başvurabileceği CMK’nın 309. maddesinde belirtilmiştir. 309. maddenin 3. fıkrasında, “Yargıtay’ın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse hükmü kanun yararına bozar” denilmektedir. Madde metninde aleyhe bozma yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir açıklık yoktur. Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.06.2005 tarihli ve 55-64; 04.07.2006 tarihli ve 185-175 sayılı kararları ve yerleşmiş içtihatlarında vurgulandığı üzere; sanık aleyhine kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulabilmesi mümkündür; fakat, bu hâlde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerekir.

Kanun yararına bozma yoluna başvurulması hâlinde söz konusu olabilecek bozma nedenleri ve sayılan bozma nedenlerinin varlığı durumunda, bozma kararı verildikten sonra izlenmesi gereken yol CMK’nın 309. maddenin 4. fıkrasında dört bent hâlinde gösterilmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı Kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. 

Gelinen bu aşamada “Adil yargılanma hakkı” ilkesi incelenmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan “adil yargılanma hakkı” hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup, kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup, bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. 

Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce soruşturma veya kovuşturmaya tabi tutulmuş olan bireyin, aynı fiilden dolayı tekrar soruşturmaya veya kovuşturmaya tabi tutulması ve hatta buna tâbi tutulabileceği endişesi taşıması adil yargılanma hakkı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan bu ilkenin temelinde insan onurunun korunması yatmaktadır. Kişinin daha önce soruşturma ve kovuşturmaya tabi olduğu fiilden dolayı, önceden kanunla belirlenmiş istisnai şartlar gerçekleşmeden tekrar şüpheli veya sanık statüsüne sokulması, insan olmasından kaynaklanan varlığını yani onurunu zedeleyici niteliktedir. 

Adil yargılanma hakkı ilkesinin bir gereği olan makul sürede yargılanma hakkı ile CMK’nın 231. maddesinin 5. fıkrası gereğince verilen kararın açıklanmamış da olsa bir hüküm içermesi birlikte değerlendirildiğinde; CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendinde yer alan hükümlü kavramının, kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında olduğu gibi verilen mahkûmiyet hükmü askıda olsa bile hakkında bir hüküm kurulan kişiyi de kapsadığı kabul edilmelidir. Bu kabule göre olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozmada kural olarak muhakemenin tekrarlanmaması benimsendiği nazara alınıp CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendinde Özel Dairece CMK’nın 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca verilen hükmün bozulması ile yetinilmeyerek cezanın kaldırılması veya azaltılması söz konusu olduğunda gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

CMK’nın 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de; sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Özel Dairenin Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden; Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.06.2010 tarihli ve 1062-375 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince, bozulmasına, bozma nedenine göre uygulama yapılarak, sanık hakkında aynı fiil nedeniyle sonradan açılan kamu davasının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine, mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına dair kararı isabetli olduğundan yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; 

” Ceza Genel Kurulumuzun önüne gelen konu CMK’nın 231. maddesi gereği açıklanması geri bırakılmış bulunan mahkumiyet hükmünün bünyesine dahil olan hukuka aykırılıkların, olağanüstü kanun yollarından olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu olup olamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve bu kararın yapısının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. 

İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça ‘itiraz’ olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak değil maddi olay yönünden de yapılmalıdır.

Kanun yararına bozma kanun yolu ise, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yoluolan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak kanun yararına bozma kanun yolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı denetlenebilecek, bu kapsamda, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle verilen karar 5271 sayılı Kanun’un 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Kanunu ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Kanun kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlar denetlenerek, saptanan bu hukuka aykırılıklar nedeniyle karar bozulacak, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak, karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir.

Ancak burada unutulmaması gereken husus bu kanun yolunda denetlenenin hüküm olmayıp,bu hüküm üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz ya da istinaf incelemesine konu olabilecek, temyiz ya da istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde ise koşulları bulunduğu taktirde kanun yararına bozma kanun yolu ile incelenebilecek ve denetlenebilecektir. Sayılan üç olasılıktan birinin gerçekleşmesi hâlinde hüküm varlık kazanacağından, ancak bu aşamada olağan kanun yolu olan temyiz kanun yolu devreye girecek, varlık kazanan hükmün temyiz edilmesi hâlinde, aleyhe temyiz bulunup bulunmadığı da dikkate alınmak suretiyle temyiz incelemesi yapılacak, bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar denetlenebilecek, hükmün varlık kazanması ve temyiz edilmeden kesinleşmesi hâlinde ise, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerindeki koşullar dikkate alınmak suretiyle kanun yararına bozma istemine konu olabilecektir.

Görüldüğü gibi hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü kanun yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü kanun yolu denetimine konu olması mümkün değildir.

Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dâhil bulunan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma kanun yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır.

Kanun koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan kanun yolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz doğmamış bu hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların, olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü kanun yararına bozma kanun yoluyla denetlenebileceğini kabul etmek kanun yollarında hâkim olan temel ilkelere de açıkça aykırıdır.

Aksi kabul, temyiz ve kanun yararına bozma kanun yolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir.

Bu açıklamalar karşısında, somut olaya bakıldığında, hükümlü … hakkında tesis olunan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden, 5237 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 223/7. maddesi uyarınca aynı fiil nedeniyle aynı sanık hakkında ikinci kez açılan kamu davasının reddi gerektiğine ilişkin hukuka aykırılık iddiasının, henüz varlık kazanmamış olan mahkûmiyet hükmüne yönelik olması nedeniyle kanun yararına bozma yasa yoluna konu olması mümkün değildir.

Bu nedenle, Özel Dairece, henüz açıklanmamış bulunan mahkumiyet hükmüne ilişkin olan kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde istemin kabulüne ve sanık hakkındaki kamu davasının reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı kanaatinde olduğumdan çoğunluğun bu yöndeki görüşüne muhalifim” açıklamasıyla karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi


[1] ÖZTÜRK vd. s. 631

[2] TOROSLU/FEYZİOĞLU, s. 311-312

[3] “…Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 13-12 Sayılı kararında da açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek yasa yolu temyiz olmayıp, 5271 Sayılı CYY’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında da açıkça belirtildiği gibi itirazdır. Ağır Ceza Mahkemelerinin itiraza tâbi kararlarını incelemekle görevli mercii, 5271 Sayılı CYY’nın 268/3-c maddesi uyarınca, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla olması halinde numara olarak kendisini izleyen mahkeme, o yerde tek ağır ceza mahkemesi varsa en yakın yer ağır ceza mahkemesidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin, suç delillerini yok etme suçundan sanık D.A.hakkında verdiği bozma kararının kaldırılmasına, dosyanın itiraz olarak değerlendirilen istem konusunda karar verilmek üzere 5271 Sayılı CYY’nın 268. maddesi uyarınca, itiraz merciine gönderilmesi için mahalline iadesine karar verilmesi gerekmektedir…” Yargıtay CGK 2011/1-57 E. 2011/57 K. 19.4.2011 T. (www.kazanci.com)

[4] Yargıtay CGK. 2012/10-534 E. 2013/15 K. 22.1.2013 T(www.kazanci.com)

[5] Yargıtay CGK. E. 2009/4-13 K. 2009/12 T. 3.2.2009 (www.kazanci.com); “…İncelenen dosyada, suç delillerini gizleme, değiştirme suçundan sanıklar Ümit ve İbrahim hakkında Balıkesir İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bir karar verildiği ve sanıkların yasa yolu başvurusunun itiraz olarak değerlendirilip dosyanın itiraz merciine gönderildiği görülmektedir. 5271 sayılı CYY’nin 231/12. maddesi hükmüne göre, anılan karara karşı başvurulacak yasa yolunun itiraz olduğunda kuşku yoktur. Ancak yasa yararına bozma konusunda bir karar verilebilmesi açısından itiraz merciinin yetkilerinin irdelenmesi gerekmektedir. İtiraz merciinin yetkisi, önüne getirilen ve incelenmesi istenilen itiraz konusu ile sınırlıdır. Somut olayda itiraza konu husus, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle itiraz merciinin yetkisi, 5271 sayılı CYY’nin 231/6. maddesinde üç bent halinde sıralanan uygulama koşullarının varlığını denetlemekle sınırlıdır. Eylemin sanık tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, suç oluşturup oluşturmadığı veya nitelendirmenin isabetli olup olmadığı ve benzeri gibi geniş kapsamlı bir hukuka uygunluk denetiminin itiraz yasa yoluyla yapılması olanaklı değildir. Esasen sayılan hususlar incelenen dosyada itiraz konusunu da oluşturmamaktadır. Yasa koyucunun amacının da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yetki aşımına yol açacak nitelikte geniş kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması olmadığı açıktır. Ayrıca itiraz merciinin, itirazı haklı bulmasına karşın dosyayı yeniden yargılama yapılmak üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi de 5271 sayılı CYY’nin 271/2-4. maddesi hükümlerine aykırıdır. Yargılamayı yapan mahkemenin itirazen incelenen dosyayı yeniden ele alıp, yeni bir hüküm kurma olanağı yoktur. Yapılan açıklamalara göre, itiraz merciinin işin esasına girip itiraz konusu dışına çıkarak verdiği kabul ve yeniden yargılama yapılması yolundaki kararının, hukuka uygun olmadığı açıktır…” Yargıtay 4. CD. 2008/19326 E. 2009/2363 K. 11.2.2009 T. (www.kazanci.com)

[1] ÖZTÜRK vd. s. 631

[2] TOROSLU/FEYZİOĞLU, s. 311-312

[3] “…Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 13-12 Sayılı kararında da açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek yasa yolu temyiz olmayıp, 5271 Sayılı CYY’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında da açıkça belirtildiği gibi itirazdır. Ağır Ceza Mahkemelerinin itiraza tâbi kararlarını incelemekle görevli mercii, 5271 Sayılı CYY’nın 268/3-c maddesi uyarınca, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla olması halinde numara olarak kendisini izleyen mahkeme, o yerde tek ağır ceza mahkemesi varsa en yakın yer ağır ceza mahkemesidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin, suç delillerini yok etme suçundan sanık D.A.hakkında verdiği bozma kararının kaldırılmasına, dosyanın itiraz olarak değerlendirilen istem konusunda karar verilmek üzere 5271 Sayılı CYY’nın 268. maddesi uyarınca, itiraz merciine gönderilmesi için mahalline iadesine karar verilmesi gerekmektedir…” Yargıtay CGK 2011/1-57 E. 2011/57 K. 19.4.2011 T. (www.kazanci.com)

[4] Yargıtay CGK. 2012/10-534 E. 2013/15 K. 22.1.2013 T(www.kazanci.com)

[5] Yargıtay CGK. E. 2009/4-13 K. 2009/12 T. 3.2.2009 (www.kazanci.com); “…İncelenen dosyada, suç delillerini gizleme, değiştirme suçundan sanıklar Ümit ve İbrahim hakkında Balıkesir İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bir karar verildiği ve sanıkların yasa yolu başvurusunun itiraz olarak değerlendirilip dosyanın itiraz merciine gönderildiği görülmektedir. 5271 sayılı CYY’nin 231/12. maddesi hükmüne göre, anılan karara karşı başvurulacak yasa yolunun itiraz olduğunda kuşku yoktur. Ancak yasa yararına bozma konusunda bir karar verilebilmesi açısından itiraz merciinin yetkilerinin irdelenmesi gerekmektedir. İtiraz merciinin yetkisi, önüne getirilen ve incelenmesi istenilen itiraz konusu ile sınırlıdır. Somut olayda itiraza konu husus, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle itiraz merciinin yetkisi, 5271 sayılı CYY’nin 231/6. maddesinde üç bent halinde sıralanan uygulama koşullarının varlığını denetlemekle sınırlıdır. Eylemin sanık tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, suç oluşturup oluşturmadığı veya nitelendirmenin isabetli olup olmadığı ve benzeri gibi geniş kapsamlı bir hukuka uygunluk denetiminin itiraz yasa yoluyla yapılması olanaklı değildir. Esasen sayılan hususlar incelenen dosyada itiraz konusunu da oluşturmamaktadır. Yasa koyucunun amacının da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yetki aşımına yol açacak nitelikte geniş kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması olmadığı açıktır. Ayrıca itiraz merciinin, itirazı haklı bulmasına karşın dosyayı yeniden yargılama yapılmak üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi de 5271 sayılı CYY’nin 271/2-4. maddesi hükümlerine aykırıdır. Yargılamayı yapan mahkemenin itirazen incelenen dosyayı yeniden ele alıp, yeni bir hüküm kurma olanağı yoktur. Yapılan açıklamalara göre, itiraz merciinin işin esasına girip itiraz konusu dışına çıkarak verdiği kabul ve yeniden yargılama yapılması yolundaki kararının, hukuka uygun olmadığı açıktır…” Yargıtay 4. CD. 2008/19326 E. 2009/2363 K. 11.2.2009 T. (www.kazanci.com)

Mustafa Karataş

Bir Cevap Yazın