TÜRKİYE’DE CEZAEVLERİ SORUNU

TÜRKİYE’DE CEZAEVLERİ SORUNU


         TC Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre ülkemizde 04/01/2018 tarihi itibariyle;

291 kapalı ceza infaz kurumu,

70 müstakil açık ceza infaz kurumu,

4 çocuk eğitim evi,

8 kadın kapalı,

6 kadın açık,

7 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 386 ceza infaz kurumu bulunmakta olup, bu kurumların kapasitesi 208.830 Kişiliktir.

         AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden sonraki tarihe tekabül eden TÜİK verilerine göre 31/12/2002 tarihinde ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların toplam sayısı 59.429 iken 02/10/2017 tarihinde açıklanan verilere göre bu sayı 228.993’e ulaşmıştır. Yani AKP iktidarı döneminde ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin sayısı üç kat artmıştır. AKP iktidarı döneminde bu sayı doğrusal bir hareketle artmaya devam ederken 2007 yılının haziran ayından itibaren (ki bu tarih Ergenekon davasının başlangıcına rastlıyor) hükümlü ve tutukluların sayısı nispeten daha fazla artmış balyoz süreci ile ceza infaz kurumlarının kapasitesi aşılmıştır. 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ’nün hain darbe girişimi ile hükümlü ve tutukluların sayısında büyük bir artış olmuştur.

         Avrupa Konseyi tarafından yayımlanan Yıllık Ceza İstatistikleri raporunda 2016 yılına ait verilere göre Türkiye, cezaevinde bulunan kişi sayısıyla Avrupa’daki 43 ülke arasında birinci oldu. Bu kadar yüksek sayıda hükümlü ve tutuklunun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ceza infaz kurumlarının denetimi, hükümlü ve tutuklulara yapılan muameleler, hükümlü ve tutukluların hakları büyük önem arz etmektedir.

         Ceza İnfaz kurumları STK’lar, dernekler, barolar, siyasi partiler, avukatlar ve milletvekilleri tarafından sürekli olarak gözlem altında tutulmaktadır. Zira ceza infaz kurumlarından işkence, kötü muamele, fiziki şartların yetersizliği, hak ihlalleri noktasında her gün yüzlerce şikâyet gelmektedir. İcra ettiğimiz avukatlık mesleği gereği uygulamadan kaynaklı ve yerinde tespit ettiğimiz sorunlar ile ilgili merciiler tarafından hazırlanan raporlar dikkate alınarak ceza infaz kurumlarının problemleri derlenmiştir.

         Ağrı, Batman, Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Erzurum, Hakkâri, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak, Dersim ve Van barosu 03 Aralık 2013 tarihinde , “Tutuklu ve hükümlülerin tedavi süreçlerinde yaşadıkları sorunlara ilişkin inceleme ön raporunda” şu hususları tespit etmiştir;

  • İstanbul’da sürekli olarak tutulan hasta tutuklu ve hükümlülerin hastaneye gitme ve muayene taleplerine uzun bir süre cevap verilmemekte, genellikle talepten 3 gün sonra hastaneye götürülme işleminin gerçekleştiği, bu durumun hastaların sağlık durumunu tehlikeye attığı, özellikle bazı ileri tıbbi tetkikler bakımından, ağır ve acil hastalık durumuna rağmen 3-4 ay gibi uzun bir süre sonra işlem yapma sırasının verildiği tespit edilmiştir.
  • Hasta tutuklu ve hükümlülerin infaz kurumlarının ambulans yerine uygunsuz ring araçları ile sağlık merkezlerine götürüldükleri, burada muayene ve diğer tıbbi işlemlerin beklenmesi sırasında ağır hastaların bile ring araçlarında bekletildikleri, çoğu kez bir takım prosedürel işlemler nedeniyle herhangi bir muayene ve tetkik yapılmadan ağır hastaların gereksiz olarak ve gün boyunca ring araçlarında tutuldukları tespit edilmiştir.
  • Ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin İstanbul Protokolü hükümlerine ve bu konudaki mevzuata aykırı şekilde, genellikle elleri kelepçeli şekilde muayene ve diğer tıbbi işlemlerinin yapıldığı, tıbbi etik kurallarına ve hasta haklarına aykırı şekilde bu durumun çoğu kez hekimlerin isteği ile uygulandığını, özellikle bu ayrımcı uygulamanın bazı hekimlerin hastanın etnik kökeni veya aleyhindeki suçlamanın niteliğine göre yapıldığı izlenmiştir.
  • Cezaevi koşulları ve hastaya uygun yemek verilmemesi nedeni ile hastaların durumlarının daha da ağırlaştığı, Bakırköy Cezaevi’nde şebeke sularının paslı aktığı bu durumun beyanlarına göre saç dökülmesi ve vücutta yaralara sebebiyet verdiği belirtilmiştir.
  • Tutuklu ve hükümlülere çoğu kere gerekçesiz ve keyfi bir biçimde disiplin cezalarının verildiği, ağır hasta tutuklulara bile disiplin cezalarının ölçüsüz bir şekilde uygulandığı tespit edilmiştir.
  • Uzun ve zorlu nakil, hastaneye sevk ve adli tıp incelemesi sonunda verilen, sağlık bakımından cezaevinde tutulmasının uygun olmadığı biçimindeki Adli Tıp raporlarına rağmen, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkındaki Kanununun 16. Maddesindeki “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmaması” şartına dayanılarak kolluk ve savcılıkların keyfi kararlarıyla ölümcül hastaların bile infazın ertelenmesi yoluna gidilmemektedir.

         Yukarıda sıralanan sorunlara ilaveten avukatlık mesleğinin icrası yoluyla tespit ettiğimiz diğer sorunlar şu şekilde sıralanabilir;

  • Avukatların sanıklarla görüşme hakkı Sincan Ceza İnfaz Kampüsü başta olmak üzere birçok ceza infaz kurumunda sınırlandırılmıştır. 15 Temmuz 2016 öncesinde sanıklarla herhangi bir gün herhangi bir saatte görüşebiliyorken 15 Temmuz 2016 sonrasında hafta içi 09:00 – 17:00, hafta sonları ise 09:00 – 16:00 arasında görüşme imkanı bulunabiliyor.
  • 674 Sayılı KHK’nın 16. Maddesinde 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 92 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. “9 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlardan hükümlü ve tutuklu olanların, ceza infaz kurumu düzeni ile toplum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, terör örgütü veya diğer suç örgütü üyelerinin örgütsel amaçlı faaliyet ve haberleşmelerine imkân sağlayabileceği, yol, kalınacak ceza infaz kurumu ya da sınav merkezi veya okulda güvenlik açısından sakınca bulunabileceği değerlendirildiği takdirde kurum dışına çıkmaları Cumhuriyet başsavcılığı tarafından kısıtlanabilir.”

674 Sayılı KHK ile getirilen bu düzenleme gereği hükümlü ve tutukluların keyfi olarak kurumdan çıkışlarına yasak getirilebilmektedir.

  • 674 Sayılı KHK’nın 17. Maddesi uyarınca tarım ve mera alanları da Ceza İnfaz Kurumlarının imarına açılmıştır.
  • 15 Temmuz 2016 sonrasında sanıklar ile avukatların görüşmeleri uzunca bir süre kayıt altına alınmış, avukat-müvekkil görüşmelerinin gizliliği ağır bir ihlale uğratılmıştır. Sincan, Kırıkkale Ceza infaz kurumlarında şuan için bu uygulama kaldırılmış olsa da başkaca ceza evlerinde halen devam ettiğine ilişkin şikâyetler bulunmaktadır.
  • Cezaevlerinde koğuş kapasitesinin üzerinde mahkûmlar kalmaktadır ve özel kullanım alanları dahi kamera ile izlenmektedir.
  • Türk Ceza Kanunu’na göre aramaların kişiyi en az rencide edecek şekilde yapılması gerekirken Ceza evlerindeki çıplak arama dayatması
  • OHAL sonrası mahpusların sağlık imkânlarına erişiminin ciddi şekilde zorlaştırılması

Yukarıda sıralanan sorunların haricinde İnsan Hakları Derneği gibi birçok sol örgüt ve diğer örgüt sempatizanı kuruluşun araştırmaları, raporları, yazılı ve görsel basında çokça yer almıştır. Söz konusu raporların bir kısmı filtre edilerek bu yazıda toplanmış ve kamuoyu bilgisine sunulmuştur.

                                                           

                                        

Mustafa Karataş

Bir Cevap Yazın